BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZ DAİM OLSUN
0 | | | 22-02-2016

MUSTAFA NARİN

BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZ DAİM OLSUN

 

Sosyal bir varlık olan insan, toplumla birlikte yaşar. Belli bir yöredeki toplum, genellikle aynı inanç ve milletten oluşsa da büyük şehirlerdeki toplumlar farklı inanç ve milletlerden oluşabilirler. Toplum içinde yaşayan fertler ya birlikte yaşama ya da bir arada yaşama kültürünü öğrenmek ve uygulamak zorundadır.

Cemiyet; şehirlerde iş bulmak ve geçimini sağlamak amacı ile bir araya gelen insanların oluşturduğu topluluklara, iş ortamlarına, mahalleye ve semte cemiyet denir. Cemiyet mensupları, içinde bulundukları cemiyeti çok da isteyerek tercih etmemiştir, şartlar öyle gerektirmiştir. Cemiyet mensupları belli kurallar ve geleneklere göre, hak ve hukuka karşılıklı saygı çerçevesinde bir arada yaşarlar.

Millet; aynı inanç, töre, gelenek, kültür ve mefkûre etrafında birleşmiş, ortak tarihi, tecrübesi, acısı ve başarısı olan topluluklara denir. Bir millet, tek bir ırktan oluşabileceği gibi değişik ırklardan da oluşabilir. Kur’an-ı Kerim’de “millet-i İbrahim” ifadesi çok geçer. Millet-i İbrahim, aynı inanç, kültür, tarih ve tecrübe etrafında birleşmiş İslam ümmetini ifade eder. Mesela Türk milleti dediğimiz zaman, sadece Türk ırkından olanları kastetmiyoruz. Türk milleti deyince akla bin yıldır bu topraklarda yaşamış, ülkenin gelişmesinde, savunmasında katkısı olmuş her cemiyet gelir. Bu yaklaşımın asimilasyon politikası ile de ilgisi yoktur.

Mesela Amerikalılar diyoruz. Amerika diye bir ırk yok ki. Amerikalılar, başta İngilizler olmak üzere, İspanyol, Portekiz, Alman, Flemenk, Afrikalı vs. unsurlardan oluşur. Avrupalılar da öyle. Amerika milleti Avrupa milleti dediğimizde tek bir ırktan bahsetmiyoruz. Türk milleti deyince de öyle. Türk millenin içinde Kürtler, Çerkezler, Gürcüler, Lazlar, Boşnaklar, Arnavutlar vs. unsurlar var. Bu unsurlar, bin yıldan fazla bir süredir kendi sosyal çevresinde anasından öğrendiği dili konuşmuş, kısmen farklı gelenekleri uygulamış ama kendisini ayrı ve farklı görmemiştir. Avrupalılar, orta çağda Türk deyince İslam’ı kastediyorlardı. Bir Avrupalı hidayete erip İslam dinine girince Türk oldu diyorlardı. O zamanlar Türk mefhumu, belli bir ırkı değil ortak inanç etrafında oluşmuş bir milleti ifade ediyordu.  Irkçılık hastalığı, bir nifak tohumu olarak bizi parçalamak düşüncesi ile aramıza sokulmasından sonra farklılıklar, kültür zenginliği yerine nifak vasıtası olmaya başlamıştır.

Amerikalılar, koskoca Amerika kıtasında 52 devlet ve onlarca ırktan oluşan bir millet oluştururken, 20 yy. başlarında neden Ortdadoğu’da 40 küsur Arap devleti oluşturmuştur? Tarihte Ürdün, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Umman, BAE adlarında devletler yok ki. ABD neden Irak’ı üçe bölmüştür? Aynı hain eller ve şer odakları Suriye’yi kırk parçaya bölmekteler? Milyonlarca masum ve mazlumun kanını alçakça içtiler?  Sebep belli oyun büyük.  Gelişen, değişen ve dünyada mazlum ve masumun hamisi olan Osmanlı ruhunun dirilişini engellemek ve yok etmek…

Neden Anadolu’da ayrılıkçı unsurlara rastlanıyor?  Bunu üzerinde düşünmek gerekir. Irkçılık hem haramdır hem de insanlık suçudur. Fakat bir insanın milletini sevmesi gayet doğaldır, birlik ve beraberlik için millet sevgisinin de olması gerekir. Millet sevgisi, sadece slogan atmakla, bayrak sallamakla olmaz. Milletini ve vatanını en çok seven, milletine ve vatanına en çok hizmet eden kimsedir.

Günümüz dünyasında insanlar arası ilişkiler o kadar yakınlaşmış ve iç içe geçmiştir ki, neredeyse bütün insanlık tek bir topluluk gibi olmuştur. Dünyanın bir yerinde siyasi kriz ortaya çıksa hemen borsa dalgalanıyor ve petrol fiyatları yükseliyor. Demek ki özellikle sorumluluk makamında olan kimselerin çok dikkatli olması gerekiyor.

Bizler daima önce din kardeşi, sonra aynı vatanın ve aynı dünyanın vatandaşları olduğumuzu, netice itibarı ile de Hz. Âdem (a.s)’ ın çocukları olarak insanlıkta kardeş olduğumuzu ön plana çıkararak, birlik ve beraberlik içinde hareket etmeliyiz. Hz Ali, Mısır valisi Malik Bin Eşter’e gönderdiği mektupta; “İnsanlar, ya din kardeşin ya da insanlıkta bir eşin” diyor.

Dinimiz, bir arada barış içinde yaşamanın temel prensiplerini ortaya koymuştur:

  • Kendin için istemediğini başkası için de istemeyeceksin.
  • Müslüman elinden ve dilinden herkesin emin olduğu kimsedir.
  • İnsanların en hayırlısı insanlara en çok yararlı olandır.
  • Komşusu aç yatarken tok yatan bizden değildir. Aç olanın Müslüman olup olmaması önemli değildir.

Peygamberimiz (s.a.s) meşhur Veda Hutbesinde; “ İnsanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir, hepiniz Âdem (a.s)’ın çocuklarınsınız. Âdem ise topraktan yaratılmıştır. Allah yanında en üstün olanınız, Ona en çok saygı göstereninizdir. Arap’ın Arap olmayana- takvadan başka hiçbir üstünlüğü yoktur.”  buyurarak ırkçı yaklaşımları reddetmiştir.

Kur’an-ı Kerim de bizleri Allah’ın ipine sarılmaya çağırıyor:

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de o, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de o sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.”(Al-i İmran,103)

Allah’ın ipini, iman, Kur’an, tevhit, ortak insani ve İslami değerler olarak tefsir edebiliriz.

 “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” (Al-i İmran,105)

“Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 46)

Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:

“Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ da o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter. ” ( Buhârî,  Sahih,  Mezâlim, 46/3, (III, 98);  Müslim, Sahih,  Birr, 45/58,  (III, 1996 )

Peygamberimiz (s.a.s) Medine’ye hicretten sonra farklı inanç ve kültürlerin bir arada barış içinde yaşamasına imkân veren bir örnek ortaya koymuştur. O dönemde Medine’de Yahudiler’de yaşıyorlardı. Peygamberimiz anayasa hazırlarken Yahudileri de çağırmış, onları vatandaş kabul etmiş, onlardan Medine’nin bir saldırıya uğraması halinde ortak savunma sözü almıştır.

Peygamberimiz (s.a.s) toplum içinde yaşayanları bir gemide seyahat edenlere benzetmiştir.  Geminin alt katında olanların, su ihtiyacını karşılamak için gemide delik açmaya çalışması ve üst katta olanların  da bu işe göz yumması haline  hep birlikte batacakları örneğini vermiştir.

Günümüz dünyasında etkili güçler ve devletler, ülkemizin ve milletimizin çok güçlü olmasını istemiyorlar. Zira bu durumda dünya dengeleri Müslümanlar lehinde değişmekte. Ülkemizin çok zayıf kalmasını da istemiyorlar. Bu durumda da bize jandarmalık yaptıramazlar ve bizi sömüremezler. Onlara göre bizim daima vasat bir halde olmamız gerekiyor. İşte bunun için her ne zaman ülkemiz bir kalkınma sürecine girse, olumlu gidişi durdurmak için birileri tekerimize takoz koymak istiyor ve zayıf yönlerimizi kaşıyarak suni krizler çıkarmaya çalışıyorlar. Bu oyunun ve tehlikenin farkında olmalıyız.

ABD büyük bir kıtada 52 devlet ve onlarca ırktan oluşan bir devlet kurmuşken, Avrupa, 25 devletten oluşan büyük bir birlik oluşturmaya çalışırken- ki biz de ülke olarak bu birliğin bir üyesi olmak istiyoruz- biz neden bir avuç Anadolu’da birbirimize düşerek ayrılalım?

Bir hususa çok dikkat etmemiz gerekiyor: Suçlu kimse onu suçlamalıyız. Suçu bir topluma mal etmemeliyiz. Terör bir insanlık suçudur, zira çocuk, kadın yaşlı demeden bütün masum insanları hedef almaktadır. Terörü aklı başında, akl-ı selim sahibi herkes lanetler, lanetlemelidir. Terör, iç ve dış destek bulmadığı sürece uzun ömürlü olamaz. Terörün üstesinden gelmek öncelikle yöneticilerimizin ve güvenlik güçlerimizin görevidir. Bize de düşen, gerektiğinde her türlü fedakârlığı yapmaktır.  Terörist eylemlerle karşılaştıkça, bunu bir bölge ve toplumun işi gibi görmeye başladığımızda işte o zaman terörün gerçekleştirmek istediği tuzağa da düşmüş oluruz.

Allah, teröristlerin haince planlarından milletimizi muhafaza etsin. Allah, kahraman askerlerimize güç ve kuvvet versin. Güvenlik güçlerimizi her türlü tuzaklardan korusun. Allah, birliğimizi, dirliğimizi, huzurumuzu, ağız tadımızı bozmak isteyenlere fırsat vermesin.

 Allah dinimizi, dilimizi, bayrağımızı, vatanımızı, devletimizi ve kardeşliğimizi ilel ebed daim eylesin…

 

 

                                                                                                          Mustafa NARİN

                         Başkan Vekili

 

Top